GÖZE VURAN ŞEKER HASTALIĞI ‘’DİABETİK TETİNOPATİ

seker_hastaligi

Diyabet, insülin hormonu yokluğuna, insülin hormonunun etkinliğinin azalmsına veya her ikisine de bağlı olarak gelişen, kan şeker yüksekliğine bağlı olarak kronik ve sık görülen metabolik bir hastalıktır. İnsülin bağımlı diyabetes mellitus (İBDM) – veya insüline bağlı olmayan diyabetes mellitus (NİBDM) olarak iki temel kategoride değerlendirilebilir. Diyabet, aynı zamanda tip I ve II olarak iki temel sınıfa ayrılmaktadır.

Tip I diyabet (İBDM, genç başlangıçlı diyabet) daha çok 10 ve 20 yaşları arasında gelişir, çok su içme, çok idrara çıkma, gece idrara çıkma ve kilo kaybı ile başlar. Gelişiminde insülin hormonu yapımından sorumlu olan pankreasdaki adacık hücrelerinin otoimmün kökenli harabiyeti sorumlu tutulmaktadır. Tip I diyabetliler genellikle zayıftır ve insülin hormonları hiç yoktur ve şeker düzeylerinin kontrol etmek için insüline ihtiyaç duyarlar.

Tip II diyabet (NİBDM, geç başlangıçlı diyabet) daha çok 50 ve 70 yaşları arasında gelişir. Tip II diyabet hastaları genellikle kiloludurlar ve daha çok insüline karşı dokularında bir direnç vardır veya üretilen insülin miktarı yeterli değildir. Şeker kontrolü için antidiyabetik ilaçlar ve diyet yeterli olabilir. Bazı hastalar şeker kontrolü için insüline ihtiyaç duysa da çoğunda buna gerek olmaz. Tip II diyabet genellikle herhangi bir bulgu vermez ve şans eseri kontroller sırasında saptanır. Bazen de diyabete bağlı gelişen kronik enfeksiyonlar veya göz dibinde kanamalar gibi ikincil kompikasyonlara bağlı olarak saptanabilir.

Diyabetin Sistemik Komplikasyonları


-Böbreğe bağlı; öncelikle mikroskopik olarak idrarda protein kaybı. İleri böbrek hasarı gelişebilir bu hastalar diyalize ihtiyaç gösterebilir.

-Dmarlara bağlı; kalp koroner damarlarının ve bacak bacak damarlarının hızlı bir şekilde sertleşmesi (aterosklerozis), buna bağlı gelişen kalp rahatsızlıkları ve ayaklarda gelişen iyileşmeyen yaralar.

-Sinir sistemine bağlı; ayaklarda his kaybına bağlı olarak baskı noktalarında gelişen yaralanmalar veya dizlerde eklem rahatsızlıkları.

-Gözü ilgilendiren sinirlerde; felç gelişmesi buna bağlı çift görmenin meydana çıkması.

-Cilti enfeksiyonlarına yatkınlık.

-Göze bağlı; göz damarlarındaki boulmaya bağlı olarak diyabetik retinopati denilen durum ortaya çıkar.

Diyabetik Retinopati

Risk Faktörleri: Şeker rahatsızlığının süresi diyabetik retinopati gelişmesinde en önemli risk faktörüdür. Otuz yaşından önce şeker hastalığı tanısı alanlar da 10 yıl sonra diyabetik retinopati görülme oranı %90’dır. Diyabetik retinopati ilk 5 yıl içerisinde ve ergenlikten önce görülmez, ancak şeker hastalığı saptanmış olanların yaklaşık %5’inde diyabetik retinopati vardır.

Eğer şeker kontrolu iyi değilse retinopati daha kolay gelişir. Hamilelik sırasında bazen diyabetik retinopatide ilerleme meydana gelir. Hipertansiyon, hem böbrek hem de gözdeki şekere bağlı sorunların çabuk ve şiddetli olmasına neden olur. Sigara içme, şişmanlık, hiperlimidemi ve böbrek hastalığı da diğer risk faktörleridir.

Diyabetik retinopati, temelde bir damar hastalığıdır. Damarlarda tıkanmaya ve sızıntıya bağlı olarak gözün ışığı algılayan retina denilen tabakasında hasarlanma meydana gelir. Diyabetik retinopatinin erken evrelerinde görmenizi etkileyecek herhangi bir bulgu yoktur, bu nedenle görme seviyesinde azalma olması hastalığın ileri evrelerine işaret eden bir durum olabilir. Görme kaybı geliştiğinde yapılacak lazer tedavisi uygun zamanda yapılacak lazer tedavisi kadar etkili olmayabilir. Bu nedenle tarama muayeneleri ve düzenli göz muayeneleri görme konusunda önemli bir rol oynar. Eğer birkaç günden fazla süren görme bulanıklığı varsa, kan şekeri düzeyinden bağımsız olarak gelişen görme bulanıklığı veya örümcek ağı, kurum yağması gibi uçuşmalar varsa vakit kaybetmeden bir göz doktoruna muayene olmanız gerekir.

Diyabetik Retinopati Tedavisi

Şeker ve yüksek tansiyon kontrolü dışında şeker hastalığına bağlı komplikasyonların tedavisi lazer tedavisidir. Lazer tedavisi diyabete bağlı görme azalmasını önlemek konusunda %90 oranında başarılıdır. Lazer tedavisi genel olarak tüm çevresel retina kadranlarına yapılabileceği gibi (pan–retinal), sarı nokta denilen alan yakınlarına da yapılabilir (fokal). Lazer tedavisi, retina dokusu üzerinde küçük yanık hasarları oluşturarak hasarlı retina dokusu miktarını azaltır. Böylece retina üzerinde kanama, retina dekolmanı gibi ağır bazı komplikasyonlara yol açabilecek yeni damar oluşumu engellenmeye çalışılır. Lazer tedavisi genellikle görmeyi korumak amacı ile yapılır. Bazı durumlarda görmede bir miktar artış olabilir. Lazer tedavisi gerektiği halde lazer yapılmayan gözlerde komplikasyon gelişmesi ve buna bağlı olarak şiddetli görme kaybı çok yüksektir. Şekere bağlı göz hastalığı, tedavi edilmeden kendi başına iyileşecek bir durum değildir. İleri bazı durumlarda, vitrektomi denilen göz içi ameliyatları gerekli olabilir. Son yıllarda geliştirilen bazı damar önleyici ilaçları göz içerisine verilmesi ile göz tabakalarında gelişen su birikintisini azaltması mümkün olmaktadır. Bu ilaçlar ile yeni damarlanma miktarında azalma sağlanabilmekle birlikte bunlar çoğu zaman lazer tedavisine ek olarak veya lazer tedavisi ile birlikte uygulanmaktadır.

Op. Dr. Kazım TOPRAK – Göz Hastalıkları Uzmanı